KARDELENLER


Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitseydin, O zaman bu çaresiz bir durum olurdu... Ama sen dik , seninde aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre,adımlarının geri kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir.... O zaman da umutsuzluğu kapılmana gerek yoktur... Franz KAFKA

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım

SEVDİĞİM HİKAYELER

Tarih: on 3/10/2006

İNCİ TANESİ

Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye,
kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş.
Aniden, yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası yaratmış.
İstiridye de kumdan nefret edermiş; zira kum öylesine pürüzlüymüş, kabuğunun
içine bir kum tanesi kaçsa son derece rahatsız olurmuş. İstiridye derhal
kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış; sert ve pürüzlü bir kum taneciği içeri
girip, iç derisi ile kabuğun arasına yerleşmiş.
Aman Allah'ım, su kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş.
Ama, kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini
hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış; ta ki,
nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar...
İstiridye, yıllar yılı, minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam
etmiş ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerli bir inci oluşmuş.

Bazen karşı karşıya olduğumuz problemler bu kum taneciğine benzer; bizi
rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asabileştirdiklerine
şaşarız; fakat azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve
zayıflıklarımızın üstesinden geliriz.
Daha alçakgönüllü, dualarımızda daha ısrarlı,çevremizdekilere daha yakın,
daha akıllı ve sorunlarımıza karşı daha dayanıklı hale geliriz.
Gizli bir gücün yardımı ile birden, yaşamımızdaki pürüzlü kum tanecikleri,
bize kuvvet veren değerli incilere dönüşür ve çoğumuza ümit ve ilham
kaynağı oluştururlar.

 

                                                 DEĞER....

 bilinen bir konuşmacı, seminerine 100 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi. Parayı önce buruşturdu, ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı. Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve 100 doları yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Ve konuşmacı şöyle dedi arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 100 dolar. Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu yada ne olacağı önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis, hırpalanmış yada kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir. Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız, veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır. Sen mükemmelsin, bunu asla unutma. Her zaman elinde olanları düşün olmayanları değil......

 

                                              DENEY

Bir laboratuarda deney yapılıyor.
İçinde bir büyük ve çokça küçük balığın olduğu kocaman bir akvaryum
konuyor. Haliyle, büyük olan acıktıkça küçükleri yiyor...
Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor böylece
akvaryum ikiye ayrılıyor. Büyük balık bir tarafa küçük balıklar da diğer
tarafa yerleştiriliyor. Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları
yemek için defalarca deneme yapıyor.
Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda büyük balık artık
diğer tarafa geçmek için mücadele etmeyi bırakıyor.
Deneyin sonunda cam bölme kaldırılıyor.
O da ne!!!
Büyük balık küçükleri yemek için hiçbir hamle yapmıyor.
Saatler geçtigi halde onları yemediği görülüyor.
Buna psikolojide "Öğrenilmiş Güçsüzlük" deniyor. İstatistiklere göre bir
çocuk ergenlik yaşına gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne babasının,
"yapma; elleme, dokunma," gibi sözlerini duyuyormuş. Böyle olunca da
çocukta büyüyünce "yapamama", "edememe" özellikleri gelişiyor ve özgüvenini
yitiriyormuş.
Ne dersiniz?

 

Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı

Mudanya Güzelyalı'dan muhteşem görüntü....

Tarih: on 2/10/2006

Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı

Tarih: on 2/10/2006

HAYAT;

Çetele tutmak değildir.
seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın,
çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın,
kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğinde değildir.
Aslında hayat, notlar, para, giysiler,
girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.


HAYAT,

Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat; kıskançlığı yenmek,
önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ne demek istediğindir.
İnsanların sahip oldukları değil,
kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi, hayatı başkalarının
hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
İşte hayat bu seçimden ibarettir.

Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı